İçsel Güç, Bilinçdışı ve Kendine Geri Dönmek Üzerine
Bazen hayat, birbirine benzeyen döngüler halinde ilerliyor gibi hissettiriyor.
Çok farklı görünen olayların altında aynı duygular dönüyor sanki.
Umutlar var.
Korkular var.
Henüz tam meyve vermemiş çabalar var.
Ve insan düşündükçe bazı şeyler daha da büyüyor.
Overthink ettikçe zihnin kendi içinde spiral çizen koridorları oluşuyor.
Bir çıkış ararken aynı yere geri dönmüş gibi hissettiren karanlık bir labirent gibi.
Tam da böyle bir dönemde, uykuyla uyanıklık arasında ilginç bir şey gördüm.
Karanlığın İçinde Koşan Küçük Kız
Karanlık bir labirentin içinde küçük bir kız vardı.
Animasyon karakteri gibiydi.
Hem çok genç hem çok olgun görünüyordu.
Hem çocuktu hem değildi.
Labirentin içi neredeyse tamamen siyahtı.
Koridorlar gölge gibi karanlıktı.
Ama o kız rengarenkti.
Üstelik korkmuş gibi değil, inanılmaz canlıydı.
Çok enerjik, çok çevik, çok güçlüydü.
Koşuyordu.
Sanki karanlık onu yavaşlatamıyordu bile.
Sonra dönüp bana baktı.
Gülümsedi.
Ve onu izlerken bir an şunu hissettim:
Sanırım o bendim.
İlginç olan şey, figürün karanlığın içinde kaybolmamasıydı.
Tam tersine, karanlığın içinde en canlı şey oydu.
Sanki bütün renkleri kendi içinde taşıyordu.
Kendi içimde gücümü toplamaya çalıştığım bir dönemde, zihnimin bana böyle bir figür göstermesi tuhaf şekilde etkileyiciydi.
Bir süre önce de ilk kez kendimi tamamen renklerin içinde gördüm.
Yine gerçek gibi değil, çizilmiş gibi.
Animasyon evreninden çıkmış bir karakter gibi.
Ama bu kez parçalanmış değil.
İlk kez kendi iç doğamla, iç dünyamla daha uyumlu hissettiğim bir görüntüydü.
Bilinçdışı Zihnin Sembollerle Konuşması
Bunu spiritüel bir şey gibi düşünmekten çok, zihnin sembollerle konuşma biçimi gibi düşünüyorum. Çünkü bazen insan bazı duyguları doğrudan düşünce halinde değil, imgeler halinde görüyor.
Psikolojide özellikle derinlik psikolojisinde bu oldukça tanıdık bir durum aslında. Özellikle Carl Jung için.
Jung’a göre bilinçdışı yalnızca bastırılmış korkuların bulunduğu karanlık bir alan değil. Aynı zamanda insanın henüz tam ulaşamadığı potansiyelleri de taşıyor. Zihin bazen bunu sembollerle anlatıyor.
Labirent imgesi çoğu zaman insanın kendi iç dünyasında kayboluşunu temsil ediyor.
Kendi merkezini arayışını.
Belirsizliği.
Tekrar eden döngüleri.
Ama benim dikkatimi çeken asıl şey küçük kızın haliydi.
Çünkü o figür korkmuş değildi.
Aksine çok canlıydı.
Neşeliydi.
Hatta karanlığın içinde neredeyse ışık kaynağı gibi görünüyordu.
Belki de zihnim bana yalnızca zorlandığımı göstermiyordu.
Aynı zamanda hâlâ içimde çok canlı bir taraf olduğunu da göstermeye çalışıyordu.
Overthink eden tarafımdan daha hızlı bir taraf.
Hâlâ hareket eden, hâlâ umut taşıyan, hâlâ yaratıcı kalan bir taraf.
İçsel Güç ve Kendine Güvenmek
Bazen insan kendi gücünü yalnızca yorgunluk üzerinden tanımlamaya başlıyor.
Ama belki de içeride başka bir katman hâlâ koşmaya devam ediyor.
Üstelik küçük kızın çocuk olması da önemli geliyor bana. Çünkü insanın en canlı, en yaratıcı, en doğal tarafı çoğu zaman çocuk tarafı oluyor. Toplum, korkular, hayal kırıklıkları, başarısızlıklar derken üstü kapanıyor ama tamamen kaybolmuyor.
Belki de bu yüzden o figür bana dönüp gülümsedi.
Sanki:
“Hâlâ buradayım.” der gibi.
Bazı acılar yalnızca yaşanırken değil, düşünülürken de büyüyor.
Zihin aynı yaranın etrafında dönüp duruyor.
Sanki yeterince düşünürse çıkışı bulabilecekmiş gibi.
Ama bazen sürekli düşünmek çözüm değil, yalnızca aynı koridorlarda dolaşmak oluyor.
Yine de insanın kendi merkezine dönüşü bir anda gerçekleşmiyor sanırım.
Küçük küçük oluyor.
Bir üretim anında.
Bir yazıda.
Bir renkte.
Bir sembolde.
Bir rüyada.
Yarı uykulu bir anda karşına çıkan rengarenk bir çocukta.
Belki de iyileşme dediğimiz şey tamamen ışığa çıkmak değil.
Karanlığın içinde yürüyebilmeyi öğrenmek.
Doğru Yolda Olduğunu Hissetmek
Ve belki o küçük kız hâlâ labirentin içinde koşuyor.
Ama korkuyla değil.
Koridorlar karanlık olabilir.
Yol dolambaçlı görünebilir.
Bazen insan aynı yerde dönüp durduğunu sanabilir.
Ama o hiç tereddüt etmiyordu.
Çok hızlıydı.
Çok canlıydı.
Sanki nereye gittiğini biliyordu.
Dönüp bana gülümsemesinin nedeni belki de buydu.
Sanki bana değil de, benden korkan tarafa bakıyordu.
“Henüz göremiyorsun diye yolunu kaybetmiş değilsin.”
der gibi.
Ve belki bazı taraflarımız, zihnimiz yetişemese bile, bizden önce yolu çoktan hissetmeye başlıyor. 🌒

