Rüzgârlı Bir Ankara Yürüyüşü
Bazen bir döngünün içinden geçtiğimi hissediyorum.
Enerjimin düştüğü, içime kapandığım, biraz dağıldığım zamanlar oluyor.
Ama ilginç bir şey de var.
Beni tekrar hızla kendime getiren bir şey.
Her seferinde daha iyi halime döndüren, daha özgür ve daha güçlü hissettiren bir şey.
Benim için bunun en gerçek hâli çoğu zaman yürürken oluyor.
Kulaklıkla müzik dinlerken.
Rüzgârlı bir Ankara gününde.
Hava aşırı güneşli ama rüzgâr sert ve soğuk. Deniz yok ama sanki deniz kıyısındaymış gibi esiyor. Özgür hissettiren bir Ankara havası.
Göğsümü, ruhumu rüzgâra aça aça yürüyorum.
Rüzgâr saçlarımı savuruyor. Güneş gözlerimi kısıyor. Adımlarım ritim tutuyor.
Bir an gerçekten kendimi bir sahnedeymiş gibi hissediyorum.
Şehir akıyor. İnsanlar geçiyor.
Ama ben o anın içindeyim.
Müzik ve İçsel Bir An
O gün kulaklığımda sürekli tekrar ettiğim bir şarkı vardı:
Tame Impala – Dracula
Replay.
Tekrar.
Bir daha.
Şarkı hem enerjik hem duygusal bir yerde duruyor. Ama sözlerine bakınca daha da ilginç bir şey fark ettim.
Şarkı karanlığa, gölgelere ve geceye dokunuyor.
“Gün ışığı beni Drakula gibi hissettiriyor.”
Ama ben tam tersini yaşıyordum.
Ben güneşin içindeydim.
Güneşin İçinde Yürümek
Şarkıda geçen bir cümle özellikle aklımda kaldı.
“Kaç güneşten, Drakula misali…”
Drakula güneşten kaçar.
Ama ben güneşin içindeydim.
Bol ışığın, rüzgârın ve açık gökyüzünün içinde yürüyordum.
Bir noktada şunu fark ettim:
İnsan bazen yürürken kendine daha çok yaklaşır.
Yolda karşılaştığın insanlar, kısa bakışlar, küçük anlar…
Bazen seni hiç tanımayan biri sana doğaya bakar gibi bakar.
Yargısız.
Sanki bir manzaraya bakıyormuş gibi.
Ve o an kendini hatırlarsın.
Gölge ve Işık
Şarkı gölgelerden beslenen bir ruh hâlini anlatıyor gibi.
Gece, karanlık, kaçış.
Ama ben tam tersini hissediyordum.
Güneşten besleniyordum.
Belki de bu yüzden düşündüm:
Belki de bu benim gölge tarafım.
İnsan bazen kendi zıttıyla yüzleşir.
Onu reddetmeden kabul eder.
Ve yoluna devam eder.
Kendimle Barışık Bir Yer
O yürüyüşte fark ettiğim şey çok basitti.
Ben yalnız olabilirim.
Ama bu yalnızlık bir eksiklik değil.
Ben güçlü hissedebilirim.
Ama bu bir rol değil.
Poz kesmiyorum.
Rol yapmıyorum.
Sadece yürüyorum.
Rüzgârın içinde.
Müziğin ritminde.
Güneşin altında.
Ve içimde, hayatın bütün kaosuna rağmen çok net bir duygu var:
Hayatı gerçekten seviyorum.

